Now playing

Eminim ki hepiniz La La Land’i izlemişsinizdir. İlginçtir ki filmle ilgili o kadar insanla konuştum ve gördüm ki filmin en güzel ayrıntılarından biri herkesin gözünden kaçmış. Bildiğiniz gibi, filmin sonlarına doğru Sebastian abinin hayallerindeki “Seb’in Yeri”ni açtığını görüyoruz. Mekan içindeki sahnelerde siftah parasını çerçeveletip duvara asmış olduğunu görmemiş olabilirsiniz, ona lafım yok. Gözden kaçmaya çok müsait zaten. Fakat beni yaralayan, Sebastian abinin Kaliforniya’nın zorlu ve Amerikan koşullarında esnaf ruhunu yaşatma çabalarının gözden kaçmasıdır: Seb’in Yeri’nin girişinde ufak bir tabelada “Canlı Müzik Bulunur” yazmaktadır.

Seb abime ve filmin yapımcılarına bu güzel ayrıntıdan ötürü teşekkürlerimi iletiyor, bu güzel tabelanın bana hatırlattığı canlı müzik muhabbetine geçmek istiyorum. İzninizle, ehm.

Önümüzdeki ilkbahar-yaz başı döneminde İstanbul’da bir sürü konser var. Tabii iptal olmadıkları sürece, çünkü güvenlik sebebiyle Türkiye’ye gelmemeyi tercih etme hakkı sanatçılarda saklıdır. Sizin için, ben hangilerine giderdim/gideceğim bir toplayıp yazayım dedim. Ne yazık ki hepsinde öğrenci seçeneğini gururla tıklamış olmama rağmen önüme çıkan 318 liralık tuğla gibi tablo moralleri bozdu elbette. Ama konser aşkı başka bir şey be.

Şimdi, ne var ne yok?

Tarkan, Sıla filan bir şeyler var da onlara girmiyorum. Evrencan Gündüz var, onun da babası iyi adamdı, geçen sene kaybettik, 2016’nın gerçekten ağzına s*çsınlar. BİTİRDİN LAN MÜZİĞİ 2016. (Bu arada Tarkan’ı duyunca kalp atışı hızlananlar olmuş olabilir, onların şimdiden kalbini kırayım; Tarkan konseri yok.)

Bir de Kitaro, Jose Carréras filan yaşlı adamlar var. Onları da atlıyorum izninizle. 94 yılında üç büyük tenor bir konser vermişti, tenora doymak istiyorsanız ona bir bakın, kafi gelir.

Kısacası ben tamamen kendi ilgimi çeken konserleri yazıyorum, hoşunuza kaçarsa görüşürüz.

Sırasıyla; albümün çıkış tarihi, en uzun şarkının uzunluğu, aranjör ve stüdyo.

22 Mart Çarşamba, 21:00, Tinariwen, Zorlu PSM-Drama Stage.

Of ki ne of. Çöl adamları bunlar, çölün müziği, isyanın müziği. Halil Sezai isyanı değil yani. Afrika’nın bağrından, Mali’den. Değerini grubu keşfettiğim zaman bilememiştim. Zamanla anladığım için aflarına sığınıyorum. Gitarlarının öyle tonları var ki kulaklarınızdan içeri kum sızdırır. Kolonyalizm sonrası Afrika’nın müzikle resmedilmesi.

1 Nisan Cumartesi, 21:30, Mulatu Astatke, Babylon.

Mulatu Astatke bizim de programımızda yer verdiğimiz delikanlı, ama delikanlılığından önce Afrikalı bir abimiz. Ethio-jazz olayının öncüsü sayılır, en az hatrı kadar. Etiyopya cazı yani. Ortaya kötü bir şey çıkması mümkünsüz. Müthiş bir adam olmakla beraber müziğiyle insanı harekete sevk eder. Geçtiğimiz sene de Türkiye’ye gelmişti fakat kaçırmıştım. Bu sene beni orada bulun.

5 Nisan Çarşamba, 20:30, GoGo Penguin, Babylon.

Mançeterli İngiliz serseri topluluğu. Piyano-bas-davul triosu. Break-beat’li cazlı mazlı şarkılar peşinde tipler. İngiltere’de cazla bir şeyleri karıştırmak çok moda oldu bu yakın geçmişte, bunlar da bu furyadan üreyen bir grup. Bunlar da geçen sene gelmişti. Her sene gelen müzisyenlere karşı inceden bir kıllık geliştiriyorum galiba ama neyse.

7 Nisan Cuma, 20:30, Kremerata Baltica, İş Sanat.

Kremerata Baltica da her sene Türkiye’ye gelir, konserlerini verir. Meşhur kemancı Gidon Krema’nın toplayıp eğittiği bebelerden oluşturduğu bu güzel orkestra (oda orkestrası) eline ne alırsa güzel yorumluyor valla. Bu konserlerinin beni özellikle çeken yanı ise setlisti:

P. Glass, P. Barnes Orpheus Suit
F. Schubert Keman ve yaylı orkestra için Fantezi
A. Schnittke Concerto grosso No.1
A. Piazzolla Keman, vibrafon ve yaylılar için eserler

Aslında setlistte yer alan üçüncü eser. Konçerto Grosso, Şnitke. Bence 20. yüzyılın en büyük klasik müzik eserlerinden biri. Canlı dinlemek-izlemek ilk kez kısmet olacak. OF Çok heyecanlıyım LAN. Dalga bile geçemiyorum.

30 Nisan Pazar, 21:30, Get the Blessing, garajistanbul.

Yine İngiliz, bu sefer Bristol. Aynı furyanın çocuğu. Babadan oğula nesil bunlar heralde. Bunlar da cazla rok birbirine girecek diye inat etmiş, bu yola baş koymuş, inanmış başarmış tipler. Miles Davis’in evriminin son dönemlerine doğru benimsediği tarzı andıran şarkıları var. Ama genel olarak tutarlı bir sesleri var. Güzel bir füzyon çıkmış bence ortaya. Serseri olduklarını belirtmeye gerek bile yok diye düşünüyorum ama aksini düşünesiniz diye sahneye takım elbiseyle çıkıyor hırbolar.

3 Mayıs Çarşamba, 21:00, Michel Camilo & Tomatito, Zorlu PSM-Ana Tiyatro.

Michel Camilo büyük piyanist, Tomatito büyük çingene (kolunda ayı gibi bilezikleriyle sahneye çıkmaması beni üzüyor, ruhunda o var çünkü aslında). Bu ikiliyi birlikte hiç dinleme fırsatım olmadı ama daha önce gittiğim Tomatito konserlerinden hep memnun ayrıldım. Flamenkonun en büyük isimlerinden sonuçta. Hep caz cuz entel müziklerle dolduracak değiliz tabi konser listemizi. Bunlar da Spain çalıyor Chich Corea gibi. Neyse, 2000 yılından beri birlikte çalıyorlar herhalde almış yürümüşlerdir.

12 Mayıs Cuma, 21:00, Chick Corea Trio, Zorlu PSM-Ana Tiyatro.

Çik Korea’yı anlatmaya gerek yok heralde. 92873. triosuyla karşımıza çıkacak. Kontrabasa Christian McBride’ın yerine Eddie Gomez geçmiş, bu haliyle hiç dinlemedim bu grubu. Chick Corea konserleri sanki bütün konser Spain çalmasını beklemekle geçiyor gibi geliyor bana bazen. Çalıyor, seyirci coşuyor, herkes alkış kıyamet filan sonra dağılıyoruz, konserden yine aklımızda sadece Spain kalıyor filan falan. Belki de ben pek Chick Corea bilmiyorum.

16 Mayıs Salı, 21:00, Swans, Zorlu PSM-Drama Sahnesi.

Programlarımda Swans kaç kez çaldım hatırlamıyorum bile. Ziyadesiyle sevdiğim bir grup ve muhtemelen son kez göreceğimiz grup. Çünkü 2016’da çıkardıkları albümün bu personelle çıkacak son albüm olacağını açıklamıştı Michael Gira (elebaşı). Bu konseri, son albümleri The Glowing Man’in bir turnesi olarak değerlendirebiliriz heralde, ve bu grubun son konseri. Konserleri fazlasıyla yorucudur, kulak zorlar, sabır zorlar ama baş döndürür. Bunun için de fazlasıyla heyecanlıyım.

Ya da böyle indi mindi abuk subuk isimleri olan gruplar var, onların konserine gidebilirsiniz. Ben Swans’la onların ağzına ağzına vuruyor olacağım.

Yazan: Amir Kutbu

Multilob'a hoş geldiniz

İşten dönerken dinleyecek bir şey mi bulamıyorsunuz? Radyo programları artık çok sıkıcı güzel bir şeyler mi dinlemek istiyorsunuz? Tüm bu sıkıntılar sona eriyor Multilob geliyor. Beyinlerin birbirine çarptığı radyoya hoşgeldiniz.

 


 

İletişim

Hepimiz dünyalıyız!
multimultilob@gmail.com
www.multilob.com

Alıntı

  • Kulakları iyi duymayanlar dansedenleri hiç sevmez.